…. Gençlerin yaramazlığından ve ahlaksızlığından şikayete başlamak ?!... Suç gençlerde değil, sizde !..
Anneler çamaşır ve bulaşık yıkayıp yerleri silmek, temizlik yapmak ve yemek pişirmekle uğraşır; babalar da memurluk, tic. , fabrika işçileriyle ilgilenirdi… Çocuklarla ilgilenmek yorucu ve bezdirici bir iş olarak görülürdü…. Çocuklarla konuşmaz, onların yaşayışlarıyla ilgilenmezlerdi… Ara sıra boş zamanlarında çocukları okşar, onlara şeker ve oyuncak verip:
“ haydi, bir kenarda gürültü yapmadan kendi başınıza oynayın.” denirdi… Bunun anlamı şuydu: “ Başımızdan gidin de bizi rahatsız etmeden ne yapacaksanız yapın.”
Bu durum karşısında çocuk ruh, akıl, ve düşünce bakımından el sürülmemiş tarla gibi kalırdı. Arada bir iyilik, güzellik, sevgi gibi konulardan söz edilse de genellikle bunlar çocukta etki oluşturmayan yabancı sözcükler olurdu. Anne babalar, çocuklarının ruhunu etkileyecek sözcükleri bilmezlerdi ki söylesinler. Onların kalıplaşmış ve sıradan öğütleri, çocuğun ince ruhuna bir etki yapmazdı… Doğrusunu söylemek gerekirse, ailesi sağ olsa da, çevresinde yakın akrabaları bulunsa da bu şekilde kendi haline bırakılan çocuk bir yetim gibi büyümektedir… Kimi aileler çocukların giyinmesine, sağlığına dikkat eder, ama çocuğun ruh sağlığını ihmal ederlerdi… Anne ve babalar ! Şimdi siz, vicdanınıza başvurarak bir düşünün. Aile çevrelerindeki hava, çocukların sağlam karakterli olarak yetişmesi için uygun mudur, değil midir ? Çocuklar, hile ve aldatmayı çabuk fark eder. İlk önce şaşırırlar. Ailelerin kendilerine kötü ve günah olarak gösterdikleri şeyleri nasıl yaptığını anlayamazlar… Sonra bu ters duruma göre göre, anne ve babalarının sözleri ile uygulamanın birbirine uymadığı kanaatine ulaşırlar. Bu durumun sonucunda çocukların, anne ve babalarına güveni kalmaz ve öğütlerine artık aldırış etmezler… Diğer taraftan anne ve babalar, küçücük çocuklarının dik başlı olduğundan ve söz dinlemediklerinden yakınırlar… Sanmayın ki çocuklara kızmak ve cezalandırmakla, onlara itaat ve sevgi telkin edilebilir. Çocukların yanında sözünüzle ve davranışınızla doğru hareket edin ki çocuklar sizi kendiliğinden sevmeye başlasın.
Anne ve babaların bazıları, evlerindeki elbiselere, el, yüz ve ayak temizliğine önem vermez. Çocuklarının yanında kirli, yırtık ve eski elbiselerle, elleri yüzleri kirli gezerler. Konuşurken incelik ve nezaket göstermezler, kimileri de çocuklarının yanında kavga ederler…
Çocuklar işte on beş yirmi sene böyle bir çevrede çalkalanır dururlar. Bundan sonra da ihtiyarlar, çocuklarının niçin göklerde uçmayıp kanatsız kaldığına şaşırırlar… Ben bu anne ve babalara sorarım:
“ Siz, çocuklarınızı yetiştirirken yükselmek için onlara kartal kanatları mı verdiniz ? Yoksa onların kanatlarını kökünden mi kestiniz ?!... ”
Herkes hayattan bir şey almak ister; fakat ona bir şey vermek istemez. Parazit olarak yaşar toplumda ve yaşamın sırrını bu parazitlikte arar….
Bu yaşam felsefesi, zamanla aile içinde çocuklara aşılanır. Kim aşılar ?! Elbette anne ve baba…
Bu yaşam felsefesini alan çocuklar, büyüdükten sonra bencil, açgözlü, tembel ve vurdumduymaz olur. Ne ekerseniz onu biçersiniz ! Ne pişirseniz onu yersiniz !...
Grigory PETROV
|